Navigation


RSS / Renkler /



Yorum - Doç. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez Anayasa Mahkemesi nin kararı nasıl okunmalı?

Gundem  , 01/08/2008 , Admin , Okunma 50

Anayasa Mahkemesi, iktidar partisi ile ilgili davada kapatma talebini reddetmesine rağmen, laikliğe aykırı eylemleri nedeniyle davalı partinin devlet yardımından kısmen yoksun bırakılmasına karar vermiştir.

Verilen karar, siyasal alandaki yüksek tansiyonu belli ölçüde düşürmeye vesile olmuş, bu nedenle de kamuoyunda genellikle olumlu karşılanmıştır. Verilen karar Türk demokrasisini uçuruma yuvarlanmaktan alıkoyan bir "orta yol" formülü olarak görülebilir.

Bu kararın "sürpriz" olarak nitelendirilmesi de mümkündür. Çünkü şimdiye kadarki siyasal parti kapatma davalarının ezici bir çoğunluğunda kapatma yönünde karar verilmesi nedeniyle bu davadan da böyle bir sonuç çıkması şaşırtıcı olmayabilirdi. Ayrıca, son iki yıllık süreç boyunca ülkede yaşananlar ve özellikle Anayasa Mahkemesi nin Anayasa nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklikleri esas açısından denetleyip iptal ettiği dikkate alındığında, bu davadan kapatma yönünde bir kararın çıkması da mümkündü.

Gerçi henüz karar gerekçesi yayınlanmamıştır, ancak sadece açıklanan karardan hareketle değerlendirmede bulunmak mümkündür. Laiklik ilkesine aykırı eylemler nedeniyle açılan parti kapatma davaları açısından düşünüldüğünde bu karar, gerçekten diğerlerinden farklıdır. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Demokratik Barış Hareketi Partisi hariç, laiklik ilkesi bağlamında açılan tüm davalarda davalı partileri kapatmıştır. Gerçi önceki davalarda Anayasa Mahkemesi nin önünde laikliğe aykırı eylemlerin varlığını tespit ettikten sonra kapatma dışında bir yaptırım uygulama seçeneği bulunmadığı da belirtilmelidir.

Özgürlükçü laikliği savunmak yaptırım sebebi

Anayasa Mahkemesi nin siyasal parti kapatma davalarındaki tutumunun daha ziyade kapatma biçiminde olmasından hareketle bu kararı olumlu karşılayanlar olmakla birlikte, kanaatimizce özgürlükler hukuku ve Anayasa Mahkemesi nin demokratik hukuk devletindeki işlevi açısından düşünüldüğünde bu kararın çok da olumlu bir karar olduğunu söylemek mümkün değildir. Hatta, her ne kadar Mahkeme davalı partiye uygulanan yaptırımın dozajını diğer kapatma davalarına nazaran düşürmüşse de, aslında siyasal parti özgürlüğü noktasındaki sorunların bu kararla birlikte önemli ölçüde varlığını sürdürmeye devam ettiği belirtilmelidir.

Çünkü Anayasa Mahkemesi bu davada da, militan laiklik anlayışı yerine daha özgürlükçü laikliği getirmeye çalışan siyasal partilere yaptırım uygulamayı sürdürmüştür. Mahkeme nin laiklik anlayışı değişmediği gibi, verilen kararla militan laiklik anlayışı dışında laikliğin özgürlükçü versiyonunu savunan partilere yaptırım uygulanması biçimindeki içtihadının da değişmediği görülmektedir. Bu nedenle Mahkeme, laikliğin daha liberal versiyonunu savunan siyasal partileri cezalandırmayı sürdürdüğüne göre, verilen karardan çok da olumlu bir karar olarak bahsetmek mümkün değildir. Bu konudaki tek olumlu yenilik ise Anayasa Mahkemesi nin kendi laiklik anlayışından farklı laikliği savunan bir siyasal partiyi kapatma yerine artık devlet yardımından yoksun bırakma yaptırımı ile cezalandırmasıdır.

Bu kararla Anayasa Mahkemesi, siyasal partilerin düşünce özgürlüğü kapsamında bulunan, hiçbir şiddet öğesi içermeyen, başkalarının haklarını tehdit etmeyen, aksine özgürlükleri genişletmeyi savunan faaliyetlerine yaptırım uygulamaya devam etmektedir. Avrupa Birliği ne giriş için müzakerelere başlamış olan Türkiye de partiler demokratik siyasal hayattaki gerçek işlevlerine uygun hareket ederek ülkedeki değişik sorunlara yönelik kendi çözüm önerilerini savunduklarında halen yaptırımlarla karşı karşıya kalabilmektedirler. Avrupa nın hiçbir ülkesinde bulunmayan üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırmayı savunmak, Türkiye de siyasi partiler açısından halen yaptırım uygulanması gereken bir faaliyet olarak değerlendirilebilmektedir. Bu bakımdan verilen kararın özgürlükçü bir açılım sergilediğini söyleyebilmek zordur. Hatta bu karar dolayısıyla AİHM ye yapılacak olası bir başvuruda ifade ve örgütlenme özgürlükleri açısından Türkiye ye yönelik bir ihlal kararının verilmesi kuvvetle muhtemeldir.

Kapatma talebinin reddedildiği son iki karar olan HAK-PAR kararı ile AK Parti kararı, her ne kadar sonuçları itibarıyla olumlu karşılanmış ise de, aslında Anayasa Mahkemesi nin bu iki davada evrensel standartlar açısından önemli bir içtihat değişikliği sürecine girdiği söylenemez. Her iki davada da Anayasa Mahkemesi üyelerinin salt çoğunluğunun açıkça kapatma yönünde görüş belirttiklerini unutmamak gerekir. Başka bir ifade ile her iki davada da altı Anayasa Mahkemesi üyesi halen eski içtihadı savunmaktadır. Hatta AK Parti kararında Mahkeme nin 11 üyesinden 10 u laiklik ilkesi açısından davalı partiye yaptırım uygulanması kanaatindedirler.

Bu karar aynı zamanda son zamanlarda sıklıkla dile getirilen "vesayetçi anlayış"a uygun bir karar olarak da okunabilir. Anayasa Mahkemesi nin, yetkisini aşarak anayasa değişikliklerini esas açısından denetlemeye başladığı kararından sonra AK Parti ile ilgili verdiği yeni kararı adeta siyaseti vesayet altına alacak sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Mahkeme, iktidar partisine faaliyetlerinden dolayı devlet yardımından yoksun bırakma cezası verdiğine göre, artık iktidar partisi diğer partilerden de alacağı destekle bir anayasa değişikliğine giriştiğinde, sonuçta yine bu tasarruflar da Anayasa Mahkemesi nin denetiminden geçecektir. Kapatmayıp daha hafif bir yaptırım uyguladığı iktidar partisi, bundan sonraki süreçte gerçekleştireceği anayasa değişikliklerinde rahatlıkla "Cumhuriyetin nitelikleri" adı altında oldukça geniş yorumlanabilecek ilkelerden hareketle sürekli olarak Anayasa Mahkemesi nin denetimi ile karşılaşabilecektir. Bu nedenle tamamen siyaset kurumunun takdirinde olan hususlarda da kendisini gösterebilen bu vesayetçi görünüm, Anayasa Mahkemesi nin son iki önemli kararı ile etkisini daha güçlü biçimde sürdürmeye devam edebilecektir.

Kanaatimizce Türkiye nin son zamanlarda karşılaştığı sorunların çözümü için bir anayasa reformuna ihtiyaç vardır. Yaklaşık son iki yıllık süreçte yaşananlar Türkiye de halen demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti sorunu olduğunu tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir. Ancak var olan bu sorun sadece bir kesimin sorumluluğunda olan bir sorun değildir. Bu süreçte iktidar ve muhalefetiyle birlikte Parlamento daki tüm siyasal partilere, Silahlı Kuvvetler e, bürokrasiye ve yargıya önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Yeni anayasa siyasetin önceliği olmalıdır

Nitekim Anayasa Mahkemesi Başkanı da kapatma davasındaki kararı açıklarken, siyasal parti yasaklama rejimi konusunda siyasilere düşen önemli görevi açıkça ve ısrarla vurgulamıştır. "Türkiye nin siyasal parti kapatma sorunu"nun çözümü ile ilgili olarak bundan sonra asıl görev Parlamento ya düşmektedir. Gerçi Anayasa Mahkemesi artık bu konuda gerçekleştirilecek anayasa değişikliklerini de esas açısından denetleyebilecektir. Bu da Mahkeme nin kullanmaya başladığı anayasa değişikliklerinin esas açısından denetimi yetkisi ile demokratik sistemin işleyişinde yol açacağı sakıncaları gözler önüne sermektedir.

Bir iktidar partisi hakkında açılan kapatma davası, sonuçta kapatma yönünde bir karar çıkmamasına rağmen dört ayı aşkın süre boyunca Türkiye nin enerjisini boşa harcaması nedeniyle ülkede yaşanabilecek dinamizmi tamamen engelleyebildiğini göstermiştir. Türkiye de siyasal parti mezarlığına bundan böyle daha fazla parti göndermemek için gerçekleştirilecek anayasa değişikliği, evrensel standardı ölçüt almalıdır. Ülkede bir daha böylesine "alaturka demokrasi" görünümünün yaşanmaması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ve Venedik Komisyonu nun parti kapatmadaki ilkeleri dikkate alınmalıdır.

Bu yaşanan sorunların ardından en önemli görev artık siyaset kurumuna düşmektedir. Çağdaş demokrasilerdeki standardı dikkate alarak parti kapatma rejimi; davanın açılması koşulları, kapatma nedenleri, dava sonucunda istenebilecek yaptırımlar ve benzeri tüm hususlar da dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Aksi durumda iktidar partisi dahil herhangi bir parti hakkında bir daha kapatma davası açılması durumunda yaşanacak sorunların sorumluları Parlamento içerisinde aranacaktır. Bugün gelinen noktada siyaset kurumu, demokratik hukuk devleti açısından ülkedeki dönüşümü gerçekleştirmede inisiyatifi ele almak ve bu bağlamda kapsamlı bir anayasa değişikliği gerçekleştirmek ya da yeni bir anayasa yapmaktan başka bir seçeneğe sahip değildir.

Kaynak : zaman


Yorum - Doç. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez Anayasa Mahkemesi nin kararı nasıl okunmalı? Haber Haberler Gazete Gazeteler 1 2 4 5 10 30 50 80 100
Warning: fopen(/home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/kolay/%%-a736951af4f94df75c2356adb93b6bd1-%%.html) [function.fopen]: failed to open stream: Permission denied in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 2

Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 3

Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 4