Navigation


RSS / Renkler /



Yorum - Ahmet Kurucan Kilise hukuku ve siyasî iktidarlar

Gundem  , 03/05/2008 , Admin , Okunma 50

Papa ile Diyanet İşleri Başkanımız Ali Bardakoğlu nun bir hafta ara ile yaptıkları son ABD seyahatindeki ilgi çekici hususları mukayeseli olarak ele almak düşüncesindeydim. zlenimlerimi hep bu istikamette yaptım.

Ama bugün bana ayrılan yer sadece Papa eksenli yazacağım değerlendirmelere yetecek Papa, Washington ve New York merkezli bu seyahatinde hem resmî hem de özel görüşmeler ve ziyaretler yaptı. Papa ziyaretinin bana göre en dikkati çeken noktalarından biri, onun çeşitli din adamları tarafından cinsî tacize maruz kalmış kişilerle Washington da yaptığı görüşmeydi. Günlerce yazılı ve görsel haberlerde yer aldığı için aktarmada mahzur görmediğim rakamlara göre, 1950 yılından bu yana ABD de yaklaşık 5.000 din adamı 12.000 çocuğa cinsel tacizde bulunmuş. Tacizin boyutları ayrı bir konu ama mahkemeye intikal eden ve şu ana kadar neticelenen davalara göre, mağdurlara ve ailelerine 2 milyar dolar tazminat ödenmiş kilise tarafından. Bu zaviyeden bakıldığında özellikle ABD Katolikleri ve genel kamuoyu adına oldukça önemli olan bu konunun yerinde ele alınmaması adeta imkânsız olmuş. Nitekim program hazırlıkları esnasında danışmanların getirdiği cinsel taciz meselesine hem konuşmasında yer vermesi hem de 5 mağdurla sembolik dahi olsa bir görüşme yapması teklifi, Papa tarafından kabul edilmiş.

Yaklaşık 65 milyon Katolik in yaşadığı bir coğrafyada, yeryüzünde Tanrı nın temsilcisi ve yanılmazlığına inanılan dinî otoritenin bu her iki girişimi kamuoyunda büyük cesaret örneği olarak görüldü. Çünkü bu mesele yıllardan beri ABD Katoliklerinin en büyük problemi olmasına rağmen, Vatikan dan hem de Papa düzeyinde bu denli bir açıklama yüksek sesle dile getirilmemişti. Tabiatıyla bu durum mağdur çocuklar ve aileleri başta hemen bütün Katoliklerin Roma yı suçlamalarına neden oluyordu. Dolayısıyla sorunun farkında olduklarını ve üzerine gidileceği mesajı veren söz konusu girişimler, hem ilgili kamuoyunu teskin hem de çözüm adına ümit oldu. Bir Müslüman, Papa nın bu girişimini "ne var bunda" diyerek sorgulayıp, sıradan bir hadise olarak algılayabilir. Papa nın Katolik dünyasındaki yerini bilmeyen bir zihin, bu algısında haklıdır da. Ama ne var ki Papa nın bizzat yönettiği ayinde onunla tokalaşma imkânı bulan birisinin şu sözü, mezkur yaklaşımın ne kadar yanlış olduğunu gösterir: "Papa ile görüştüm, elini tuttum. Artık şimdi rahatlıkla ölebilirim." Pekala çözüm olur mu? Bunu zaman gösterecek. Din adamlarına getirilen evlilik yasağı gibi insan fıtratı ile çelişen kilise doktrini üzerinde tartışacak değiliz. Sair inanç gruplarını kendilerini tanımladıkları gibi kabullenen bir inanç ve anlayışın sahibi kişiler olarak, söz konusu konuşmaların etkili olmasını ve sorunun kökten çözülmesini temenni ederiz. Yalnız Katolik kamuoyunun ayyûka çıkan bir sorunun hemen çözüleceğinde endişelerinin olduğu muhakkak.

Yeri gelmişken ifade edilecek ikinci husus; ABD Katoliklerinin anlamakta zorlandıkları kanonik hukuk meselesi. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla mahkemeye intikal eden davalar münasebetiyle ABD mahkemelerinin din adamlarını yargılama yetkisi olup-olmadığından, verdikleri hükümlerin geçerliliği veya geçersizliğine kadar uzanan bir dizi tartışmalar yaşanıyor. Bu vesile ile isterseniz Katolik Hıristiyan hukuku özelinde tarihî bazı malumatlar sunalım. Kanonik hukuk adını verdiğimiz kilise hukuku resmî olarak Bizans İmparatoru Konstantin in başpiskoposlara Hıristiyanlar arasındaki davalara bakma yetkisi vermesi ile başlar. Bu başlangıç kilisenin zamanla sosyal ve siyasî hayatta daha etkin rol alması ile devam eder. Bizans ve Roma nın yıkılışı ile kilise etkisini daha da artırır. Konsillerde kanon lar hüküm çıkartılmaya başlanır ve bunların sayısı her konsilde artarak devam eder. Katoliklerin devletle işbirliği içinde olduğu dönemlerde cereyan eden bu gelişmeler, kilisenin iktidar olduğu ortaçağda yani 10 ila 15. yüzyıl arasında zirveye çıkar. Artık karşımızda siyasî iktidarla birlikte gelen ve oturan bir kilise hukuku vardır. Bu hukuk, adını aldığı dinde, kitap ve Peygamber inde hukukî temellendirmeleri yapacak yeterli delillere sahip olmadığı için açığını Roma hukuku ile kapatmaya çalışır. Kilise hukukunu dinî değil seküler hukuk kabul edenler bu açıdan haklıdırlar. Konumuzla bire bir alakalı yanı itibarıyla bu sürecin en önemli özelliği kiliseye ait olan her şeyin yargı denetimi dışında tutulma çabalarıdır. Bu çabaların sonucu olarak, rahipler, kilisenin taşınır-taşınmaz tüm mal varlıkları avamdan insanların suçlamalarına konu edilemez hükmü esas alınmış ve uygulanmıştır. Bu kabul ve uygulamanın altında yatan temel sebep kilisenin yanılmazlığıdır. Yalnız hukukî sahadaki bu ayrıcalık, 16. yüzyılda sarsılmaya başlayan kilisenin siyasî hakimiyetiyle birlikte son bulmaya doğru yol alır. İki-üç asrı bulan ve uzun mücadelelerle galibiyetini ilan eden reform hareketleri sonucu kilise siyasî ve hukukî imtiyazını yitirir ve tek kelime ile devlete teslim olur.

Tabii asırlardır devam edegelen bu hakimiyetin birden kabulü imkânsızdır. İşte bu imkânsızlık özellikle kilise hukuku alanında Papa nın yanılmazlığının ilanını getirir. Ardından kilise hukukuna ait her hükmün seküler devletler tarafından kabul edilmesi baskısını doğurur. İstenen açık ve nettir; kilise adamlarını devlet hukuku yargılayamaz. Katolik Kilisesi nde bu tecrübe yaşanırken, Protestan Kilisesi aksi bir istikamette safını belirler. Luther in meşhur 95 tezi içerisinde kanon hukuku reddedilir, dünya işleri tamamen devlet otoritesine bırakılır ve kilise mensupları da sıradan vatandaşlar gibi kanun karşısında eşit bir konumda yer alır. İşte bu nokta çok önemli. Çünkü kilise-devlet ayırımı, tabir-i diğerle laiklik anlayışının hakim kılındığı siyasî bir yapıya sahip olan ABD, genelde Avrupa daki Katolik baskısından kaçan Protestanlar tarafından kuruldu. Dolayısıyla Katolik kilise hukuku değil, aksine Avrupa da Katolik Kilisesi nin hakimiyetini kıran Luther in reformist kaideleri kaynaklık yaptı bu yapıya. Hâlâ yürürlükte olan bu yapıya göre Katolik-Protestan, din adamı-devlet başkanı herkes kanun karşısında eşit. Hiç kimseye makamından, işinden, statüsünden, ırkından dolayı ayrıcalık tanınmıyor. Lewinski skandalından sorguya çekilen Başkan Clinton ı hatırlayın.

Katolik nüfus, bu yapı içinde yetiştiğinden cinsel taciz ithamı ile karşı karşıya olan rahiplerin devlet mahkemelerinde yargılanmasını tabii buluyor. Ama hâlâ ortaçağ zihniyeti ile hayatına devam eden, kilisenin siyasî ve hukukî hakimiyetinin devam ettiğini zanneden birtakım kişiler bunu anlamakta zorlanıyor. Pratik hayattan kalkmış olsa da, kilisenin dokunulmazlığını adeta bir inanç esası olarak benimseyen zihniyet, mezkur suçlamalara maruz kalan rahiplerin devlet mahkemeleri tarafından yargılanmasına ayak diretiyor.

Zaten Avrupa Katolikleri ile dinî inançlarını ABD kültürüne göre yorumlayarak yaşamayı isteyen ABD Katolikleri arasındaki farkta da bunu görebilirsiniz. Nitekim Papa, eşcinsellerin evliliğine izin vermeli diyen Katoliklerin bile olduğu biliniyor bu ülkede. Netice itibarıyla her şeye rağmen Papa nın ABD Katoliklerini derinden yaralayan bu mevzu üzerinde birinci elden konuşması, müntesiplerine sorunun farkında olduğu ve çözüleceğine dair ümit dağıtması, mağdurlarla -5 kişi ile bile olsa- görüşme yapması iyi bir gelişme.

Kaynak : zaman

468x60 Genel Reklam

Haber Haberler Gazete Gazeteler 1 2 4 5 10 30 50 80 100