Navigation


RSS / Renkler /



Yorum - M. Naci Bostancı Tek yol sandık

Gundem  , 06/08/2008 , Admin , Okunma 50

14 Mart ta başlayan belirsizlik 30 Temmuz tarihinde sona erdi. Anayasa Mahkemesi AKP hakkında kapatma kararı vermedi ancak laiklik karşıtı eylemlerin odağı diyerek Hazine yardımının kısmen kesilmesine hükmetti.

Mart ayının ortasından itibaren bu ülkede yaşayan hemen herkesin gündelik hayatında neredeyse bir numaralı problem bu yargılamaydı ve insanların ellerinde bir kurukafa olmasa da meseleyi Hamletvari "olmak ya da olmamak" şeklinde görüyorlardı. Gerginliğin nasıl boşaldığını çeşitli açıklamalar ortaya koydu. Herhalde bu hali en iyi ifade eden, Meclis başkanının "Oh dedirten bir karar," sözü oldu.

Toplam dört buçuk aylık bir alacakaranlık süreç hayli çalkantılı bir şekilde yaşandı. Önce, tek başına iktidar olmuş, karşısında neredeyse sandık kökenli muhalefet bile bırakmamış bir parti hakkında kapatma davasının açılması şaşkınlıkla karşılandı. Bu ülke siyasetinin engebeli arazisine alışmış, mantığının sınırlarını olağanüstü genişletmiş insanlar dahi bir an duraladılar. Yabancılar ise kendi siyasi lügatlerinde karşılığını bulamadıkları bu hali "Şark tipi demokrasi"nin klasik dünyasına atıfla anlamlandırmaya çalıştılar. Bu arada AKP ye muhalif olanlarda da bir ayrışma görüldü. Kimileri, "Canım, bu kadar tepki gösterecek ne var, gerekli görülmüş dava açılmış, sonuçta bir karar çıkacak ve herkes ona saygı duyacak," diyerek sergilediği sureti haktan görüntünün arkasına o sessiz "inşallah kapanır," temennisini ekledi. Kimileri ise, "Şeriatın kestiği parmak acımaz, Anayasayı değiştirmeye kalkma, Sokrat gibi ol, o baldıran zehrini iç" sözleriyle "kesmek" ve "zehir içmek" gibi zarif tercihleri AKP ye sundular. Yargılamanın sonucundan emin bir şekilde "Bu iş daha 2002 de yapılacak, bunlara iktidar yüzü gösterilmeyecekti" diyerek hukuku kendi siyasetlerinin doğal uzantısı olarak görenler de eksik değildi. Bu arada siyasi tercihleri farklı bazı insanların daha 14 Mart tarihi itibariyle AKP yi kapatılmış olarak kabul edip "sonrası" için plan ve projeler geliştirdiklerini de söyleyebiliriz. Bunlar arasında "AK Parti olmazsa Pak parti olur, yola devam edilir," diyenler kadar, "Acaba buradan alternatif bir siyasi fırsat çıkar mı?" hesabını yapanlar da mevcuttu. Şimdi "yıkım" üzerine her türlü söz bitti, kimilerinin buradan elde edilecek nema üzerinden siyasi kazanımlar hesabı boşa çıktı.

Bu kararı, "nerede kalmıştık?" duygusu üzerinden 14 Mart tarihine bir geri dönüş olarak göremeyiz. Türkiye deki hukuki yapının egemen okunuş biçimi bakımından son derece önemli sonuçlar söz konusudur. İktidar partisinin kapatılmamasından öte, onunla birlikte tüm siyasi aktörleri ve seçmenlerin kararlarını belirlemedeki külliyatı derinden etkileyen yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuz hususu iyi anlaşılmalıdır.

Her şeyden önce, AKP ye karşı muhalefette sıkça dile getirilen, ancak daha önce aynı geleneğin diğer temsilcilerine karşı kullanılan "Cumhuriyetin temel değerleriyle barışık olmamak, şeriatı getirmeyi istemek, hayat tarzlarındaki çeşitliliği tehdit etmek" gibi iddiaları uluorta kullanmak bugün artık daha zordur. Çünkü bu iddiaları kendi siyasetlerinin merkezine yerleştiren ve var oluş gerekçelerini "Cumhuriyetin hayat memat meselesi" olarak takdim edenler, aynı şiddet ve kritiklik ölçüsünde bir hukuki yargının ortaya çıkmadığını görmüşlerdir. AKP nin yargılanması sürecini "Cumhuriyeti yargı koruyacak," diye ona havale edenler, temennilerine uymayan bu karar sonrasında iddialarının sübjektif niteliğiyle baş başa kalmışlardır. Bu çevrelerin artık kendi kamuoylarına dönüp "Bunları ben söylemiyorum, müesses nizam da böyle düşünüyor" demeleri ve böylelikle rejimin doğrularıyla tahkim edilmiş bir siyaseti savundukları izlenimini yaratmaları son derece zordur. Elbette bir günde değişmeyecekler, kararın ardından yapılan yorumlarda olduğu gibi laiklik eksenli sözlere devam edeceklerdir, ancak bu tür bir külliyatla etraflarında topladıkları çevreleri dahi elde tutmanın güçlüğünü gördükçe yeni sulara yelken açma lüzumunu şiddetle hissedeceklerdir.

Hayat tarzına, laikliğe, Cumhuriyetin temel değerlerine atıf yapan bu dil, tıpkı renkler ve zevkler gibi tercihler kategorisindeki bir dildir ve olup bitenlerin mukayeseli analizine izin vermez. Bu dil aynı zamanda son derece heyecan verici, büyüleyici, baştan çıkartıcıdır. Mistikleştirilmiş bir dilin öne çıktığı yerde "süfli dünya işlerine" dair konuşmalar yapmak, ekonomiden, uluslararası ilişkilerden, gündelik hayatın "kaba ve sıradan" yanlarından bahsetmek ayıp addedilir. Oysa tam da bu dil insanların gerçek hayatlarının üstünü örtüp onları hayali ilişkiler alanına taşırken yedeklediği siyaseti de böylece asıl işlevinden uzaklaştırmaktadır. Bu kararla birlikte artık böyle bir dille siyaset yapmak, "savaş metaforlarıyla" konuşmak, insanları hayatlarına gözlerini kapayarak "yiğitliğe, cesarete ve savaşa" davet etmek mümkün olmayacaktır. Aksine ekonomi, geçim, para, domatesin fiyatı, uluslararası ilişkiler, üretim, tüketim çok daha fazla konuşulacak, bu alandaki icraatlar ve ikna edici anlatımlar kendilerine taraftar toplayacaktır. Artık toplumsal gerilimler, polarizasyonlar, vatanı kurtarmak iddiaları çok daha az siyasi nema sağlayacak, dilini dönüştüremeyenler marjinalleşeceklerdir.

Anayasa Mahkemesi nin kararı elbette AKP için olumlu bir karardır, ancak bu olumluluk onunla sınırlı değildir. Siyasetin mecrası, dili, parametreleri bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle tüm Türkiye için bu karar anlamlı ve değerlidir. Kendi dili, kimliği, halkla kurduğu ilişkileri bakımından elde edemediği iktidar için "AKP kapatılırsa bir fırsat doğar mı?" diye düşündüğü üzerine çok söz söylenen anamuhalefet için de, eğer iyi okunursa, asıl fırsatı sunan bu karardır. Çünkü iktidar olma hevesini yitirmiş, o defteri kapatmış görüntüsü veren, halktan çok gözünü müesses nizamın bu yöndeki muhtemel desteklerine dikmiş gözüken bir siyasi "akıl" artık bu opsiyonu bir kenara bırakacak, "tek yol sandık" anlayışıyla davranmak zorunda kalacaktır. Bir zamanlar "Tek yol devrim" diye bir söz vardı, şimdi herkes için "tek yol demokrasi, tek iktidar kaynağı sandık" olmuştur. Demokratik bir zeminde herhangi bir siyasi heyetin "sayısal değil siyasal kaynaklardan destek bulacağı zannı" onun adına bir talihsizliktir ve onu felç eden, kapasitesini zaafa uğratan bir negatif niteliktir. Türkiye bugün, sandık üzerinden siyaset yapmayı temel ilke addeden bir sol siyasetin varlığına, o çevrelerden çok daha fazla "muhalifleri"nin sevineceği bir haldedir. Böyle bir gelişme, hem solun, hem genel manada sağın hem de toplamda Türkiye nin faydasına olacaktır.

Elbette tüm bu gelişmelerin AKP nezdinde de iyi yorumlanması gereken karşılıkları vardır. Türkiye siyasetine kimin peçe taktığının artık bir önemi yoktur, bu peçe düşmüştür, bundan sonra "seçmenler" usulet ve suhulet içinde olup bitenleri anlamaya çalışacaklardır. AKP sadece konuşan değil aynı zamanda icra eden iktidardır. İcraat üzerine çeşitli biçimlerde konuşabiliriz fakat unutmayalım ki sonuçta icraat kendi diliyle konuşur. AKP işte icraatın kendi diliyle seçmene konuşması gibi geçmişe nispetle daha muhataralı bir sürecin içindedir. Bu sürecin, yeni seçmenler kazanmak kadar daha da zor olanı kazanılmış seçmeni elde tutmak bakımından riskler ve fırsatlar içerdiği "hiçbir an" unutulmamalıdır.

Kaynak : zaman


Yorum - M. Naci Bostancı Tek yol sandık Haber Haberler Gazete Gazeteler 1 2 4 5 10 30 50 80 100
Warning: fopen(/home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/kolay/%%-9dd6d308c8c789cd41dfe9fcd1c39fae-%%.html) [function.fopen]: failed to open stream: Permission denied in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 2

Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 3

Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 4