Brüksel deki yargıçlar sarıklı olsaydı...
Türkiye nin, sinir sistemine saplanan bu hukuk kramplarının etkilerini kolay kolay üzerinden atamayacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok.
Öyleyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin tam bir gün önce açıklanan türbanı reddeden kararı ile Anayasa Mahkemesi nin değişiklik maddesini iptal eden kararına nasıl bakmamız gerekiyor? O meşhur deyişle, Avrupa hapşırsa biz nezle mi oluyoruz? Yani Brüksel deki hukukçular kararlarıyla bizimkilere tüyo mu vermiş oldu? Öyleyse hani o övündüğümüz Türk hukuk devrimi?
Bir hukuk devrimimiz vardır gerçi ama bunun Türk olduğunu iddia etmek için dünyadan bihaber olmak gerekir. Zira bizim hukuk devrimi yapıyoruz diyerek âlâ-yı vâlâ ile İtalya dan ceza hukuku ithal etmemizden adoption sadece birkaç yıl sonra İtalyanların kendi ceza hukuklarını çöpe atmalarındaki parodiden anlayabilirsiniz vaziyetin çarpıklığını.
Bir an için dünyanın şartlarını göz ardı edin ve şu soruya cevap arayın: Eğer günümüzde Roma hukukundan esinlenen laik Batı hukuku yerine İslam hukuku fıkıh , modern dünyanın benimsediği temel hukuk normu olmuş olsaydı, bugün Brüksel dekiler de, Ankara dakiler de hâlâ türbanın mücadelesini mi veriyor olacaklardı?
Durun, böyle bir günde sorulacak en soruyu sordunuz ya, ne diyelim , der gibi bakmayın bana lütfen. Kısırlaşan ortama bir düşünce kapısı aralamaya çalışıyorum. Hem bunu ben değil, bir Batılı söylüyor. Yani iş ciddi!
İslam tarihini bir Batılıdan mı öğreneceğiz? yollu yorumlara sapmadan bakacağız söylenenlerin hakikat katına mı, yoksa bâtıl kategorisine mi ait olduğuna. İşte bu yüzden projektörlerimizi Batılı bir hakikat araştırmacısına, Marshall Hodgson ın satırlarına yöneltiyoruz.
Hodgson a göre, İslam, küresel bir süreç olan dünya tarihinde bir dönüm noktasıdır. İslamiyet, getirdiği evrenselci ve eşitlikçi esaslarla ve bilgi ile ahlaka yaptığı dengeli vurguyla dünya tarihinin gidişatını etkilemiş, özellikle de modern Batı medeniyetinin teşekkülüne olmazsa olmaz katkılarda bulunmuştur.
Tarihçimiz ilginç bir varsayımda bulunuyor ve diyor ki: Eğer 16. yüzyılda dünyamıza Mars tan bir gözlemci inmiş olsaydı, insanlığın tamamının Müslüman olmanın eşiğinde bulunduğuna hükmederdi. Gözlemci bu yargıya, kısmen Müslümanların stratejik ve siyasî avantajları sebebiyle ama asıl, genel kültürlerindeki canlılık kendisini etkilediği için varırdı. Zira İslam kültürü 16. yüzyılda dünyada en canlı, en avantajlı ve yayılmaya en müsait kültürdü. Neden?
PAZAR Eki haberinin tamamını okumak için tıklayınız...
Kaynak : zaman
Sonraki Haber: Besteci olarak babamdan iyiyim
Önceki Haber: Çetin "Sakatlığım Nüksettiği için Hata Yaptım"




