Navigation


RSS / Renkler /



M.Naci Bostancı Bu savaşın acısı bizim

Gundem  , 13/08/2008 , Admin , Okunma 50

Vakit gece yarısını geçiyordu. İstanbul dan kalkan uçak Tiflis havaalanına inişe geçerken kentin zayıf ışıkları kaybolmuş, karanlığın içindeki tek tük lambalar hemen yanı başımızdaki Gürcistan ı adeta uzak ve tuhaf bir dünyanın yalnız parçasına dönüştürmüştü.

Uçak, Sovyet şehirlerinin o kendine has solgun ışıkları altında, gri duvarlarıyla bir hayalet gibi görülen Tiflis havaalanı binasının önünde durduğunda Gürcü yolcular bildik topraklara dönmenin getirdiği "kendi evlerinde olma hali" içinde çantalarına uzandı. Tiflis i ilk defa görecek olanlar ise, standart uçaktan inme davranışlarına dahi bir ölçüde yabancılaşmış olarak öylece pencerelerden bakıyorlardı. Yabancı şehirlerin üzerindeki bu elbiseyi alan kişiler oradaki dostlarınızdır. Birlikte gittiğimiz heyetle dışarıya çıktığımızda bizi bekleyen arkadaşların sıcak karşılaması o mekânı az çok bildik bir yere dönüştürmüştü. Vakit geç olmasına rağmen soluk aldığımız kentin belli belirsiz resmini zihnimize bir parça olsun yerleştirmek için ana arterlerde kısaca dolaştık. Şehrin içinden akan nehrin karanlık sularına baktık. Şehre hâkim bir yerde inşa edilmiş dev heykeli gördük. Başka yabancı şehirlerin de sonunda kendisine ilk defa gelenlere fısıldadığı gibi, nasıl bu gök kubbe altında söylenmemiş söz yoksa bilinmedik taş ve toprak da yoktu. Apartmanların duvarları, meydanlar, renkli ışıklar, dükkân vitrinleri, caddeler, sokaklar, geç vakit köşe başlarında artık zamansızlığın içine çekilmiş hayalet gölgeler her yerde aynıydı.

O yarı karanlığın içinde gördüm ki, Tiflis in bir yüzü tarihe bir yüzü modernliğe bakıyor. Sıvaları dökülmüş evlerin hüzünlü suretleri şimdiki zamanın dışında bir ruh haleti doğuruyor seyircilerinde. Bir an dar bir sokağın başında Osmanlı nın son döneminde Kafkas cephesi süvarilerinin hayaletini görür gibi oldum. Ertesi gün katılacağımız toplantının başlığı medeniyetler arası diyalogdu. Toplantının girizgâhındaki düzenleme bize Gürcistan da Ortodoksluğun ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Siyah elbiseleri içinde rahipler tercüme edemediğimiz ama anladığımız bir dilden ilahiler okudular. Sonra Devlet Başkanı Saakaşvili o coğrafyadaki ülkelerin devlet başkanlarının alışageldik profillerine uymayan bir rahatlık içinde içeriye girdi. Konuşmasında Gürcistan ın birliğine ne kadar önem verdiklerini, bu ülkede yaşayan farklı inanç, mezhep ve etnik kökenden insanlarla birlikte barış ve huzur içinde yaşamak için çaba sarf ettiklerini anlattı, Aslında onun konuşması Balkanlar dan Kafkaslar a, Ortadoğu ya kadar uzanan alan içindeki insanların kolaylıkla ruhuna, kastına nüfuz edebilecekleri bir konuşmaydı. Resmî çevreler bu ülkenin birliğinin esnek bir millilikten, kucaklayıcı bir kolektif kimlik inşasından geçtiğini biliyorlar. Sokakta ise Sovyetler yıkıldıktan sonra bağımsızlığına kavuşmuş her yeni cumhuriyette rastlandığı gibi çocukluk dönemini yaşayan bir milliyetçiliğin işaretleri mevcut. O kucaklayıcı resmî dil henüz gerçek hayatın içinde karşılığını yeterince üretebilmiş değil. Sınırlarını ülkenin siyasi sınırlarının değil Gürcülerin varlıklarının belirlediği bir kimlik ve tahayyül biçimi son derece güçlü. Diasporada da çok sayıda Gürcü var. Onlarla etkin bağlar kurmuşlar. Türkiye deki Gürcü vatandaşlarımızla da ilişkiler geliştirmişler. Orada rastladığımız Gürcü vatandaşlarımız ticaret ve eğitimin yanı sıra evlilikler yoluyla da ilişkilerini derinleştirmişler. Din ve ülke farkına rağmen Gürcü olmanın evlilikleri kolaylaştırdığını öğrendik. Üzerine konuşulmayan diğer yanda ise Gürcü olmamanın evlilikleri zorlaştırdığı vardı. Ama yine de malum sözde olduğu gibi "Gönül ferman dinlemez," bütün sınırları aşar, bu tür örneklerin var olduğunu da öğrendik. Bu kimlik konularına ilişkin olarak insanlar zihinlerinde ne tür sınırlar çizerlerse çizsinler bir de toprağın ve coğrafyanın sınırları var. Eğer tabiata bakarak onun bir benzeri gibi kendimizi adlandırmaya kalkışsaydık herhalde bugünkü birçok kavram ve bunlara karşılık gelen anlam dünyaları olmazdı. Tiflis kentindeki insanların yüzlerine, konuşma biçimlerine baktığımda onların Doğu Karadeniz deki vatandaşlarımıza ne kadar benzediklerini düşündüm.

Birkaç gündür Gürcistan da savaş var. Savaş denilince ilk muhataplar ikincisinde müttefikler yer alıyor. Osetya nın arkasında Rusya, Gürcistan ın arkasında Amerika ve Batı var. Osetya nın hemen yanı başındaki Abhazya, ortak amaç ve akrabalık bağları çerçevesinde Osetya ya destek veriyor. Savaş bir politik araç ama savaşın diplomatik dilini kanlı resim kareleri karşısında sürdürmek kolay değil. Televizyonlarda sık sık gösterilen bir kısa filmde, belli ki çok yakını olan kişinin cesedine sarılmış, öfke ve çaresizlik içinde çırpınan o insanın görüntüsü hangi politik dilin içinde akli illiyet bağlarıyla olağanlaştırılabilir? Evleri yanan yıkılan, atılan bombalarla geçmişlerini ve geleceklerini yitirip bir şok anının içinde ebedi sessizliğe savrulan insanları hangi konuşma bu ara kesitten çıkartabilir, onlara yeniden bir geçmiş ve gelecek verebilir? Kafkasya daki savaşta en tuhaf durumdaki ülkelerden birisi Türkiye. Çünkü savaşın her iki tarafında yer alan insanlardan vatandaşları, arkadaki büyük güçlerle yakın ilişkileri var. Televizyon ekranlarında bir Abhazya milletvekili Türkçe olarak Osetya ya destek vereceklerini, Gürcistan ın birliklerini çekmesi gerektiğini söylüyor. Tiflis ten bir görgü şahidi yine Türkçe olarak Rus uçaklarının açtığı bombardımandan, sınırdaki Gori şehrindeki yıkımdan bahsediyor.

Bu coğrafyanın milletleri aralarındaki çeşitli farklardan bahsedebilirler ama çok önemli bir ortak yanları var: Hepsinin hamuru Kafkasya nın sert ve zorlu tabiatında karılmış. Onur ve gurur dolu ortak kimlikleri çatışma ve savaşın ateşinde adeta barut işlevi görüyor. İnsanlar pekâlâ o muhteşem Kafkas oyunlarını izleyip oradaki figürlere hayat vermek için kolaylıkla kendi hayatlarından vazgeçebilirler. Galiba onurla ve gururla birlikte barışı inşa etmenin yollarını da öğrenmek lazım. Kafkasya nın yeni bir Balkanlar olmaması için üzerine en fazla görev düşen ülkelerden birisi Türkiye. Adı savaş olan bu politik sahnenin arkasındaki tarihi, sosyolojiyi iyi okumak, bu toprakların derinliklerindeki hikâyeyi açığa çıkartmak, ayıran sınırların aynı zamanda bizi birleştiren sınırlar olduğunu anlatan bilgeliğin izini sürmek gerekiyor. Ki bu bilgelik en çok bu coğrafyada değil midir?

Kaynak : zaman


M.Naci Bostancı Bu savaşın acısı bizim Haber Haberler Gazete Gazeteler 1 2 4 5 10 30 50 80 100
Warning: fopen(/home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/kolay/%%-f449487b7125038374e28f55608d55dd-%%.html) [function.fopen]: failed to open stream: Permission denied in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 2

Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 3

Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/haberleme3/domains/haberleme.com/public_html/cache_footer.php on line 4