Mustafa Denizli den derbi uyarısı
Yeşil sahaların "Büyük Mustafa sı" pazar günü oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe derbisini Maraton.Com.Tr okurlları için değerlendirdi.
Hem de ne değerlendirmek...
Mantıklı...
Objektif...
Ama her zamanki gibi iddialıydı Denizli
Böyle maçları çok yaşamıştı, hem Fenerbahçe ye karşı Galatasaray ın hocası olmuştu, hem de Galatasaray a karşı Fenerbahçe nin... Biz de onu hatırlattık ve önce iki takımın avantajlarını, dezavantajlarını değerlendirmesini istedik, bakın neler söyledi:
Bu maçın favorisi yok
Derbilere ister Galatasaray’ın başında ister Fenerbahçe’nin başında çıkın maçın favorisi olup olmaması önemli değil. Esasında maçı favorisiz kılan takımların şuandaki konumları. Puan farkıyla biri diğerinden önde olsaydı bu maçın favorisini söylerdim ve bu da geriden gelen takım olurdu. Şimdi geriden gelen takım, bir gol farkı ve ikili averajla Galatasaray... Benim büyük beklentim karşılaşmanın berabere biteceğidir. Eğer bir kazanan taraf olursa bir adım geride olmasından dolayı, bu takım Galatasaray olur....
Hiçbir gün derbilerde beklenmeyen olayların dışında bir anormallik yaşanmamıştır. Burada beklenmeyen anormallik nedir? G.Saray favori dersin, Servet daha karşılaşmanın başında adamı indirir kırmızı kartla dışarıda kalır ve favorilik daha karşılaşmanın 10. dakikasında biter. Bu karşılaşmada bu riski taşıyan futbolcularda var. Bu maçta kırmızı kart olur mu? İhtimal ki olur. Benim beklentilerimden bir tanesi de bu. Kontrol mekanizması denilen bir şey vardır. Kendini kontrol eden takım kontrolü elinden bırakmayan takım kim olursa derbiden galibiyetle ayrılacak takım da % 90 o takım olur. Bu karşılaşmada çok gol olur mu diye sorarsanız da iki takımın defansı da “ben gol yerim” mesajı veriyor bana. İki takımın atak oyuncuları da gol atarım mesajı veriyor. Yani 0-0’lık bir sonuç beklemiyorum. Gollü bir beraberlik bekliyorum. Bu karşılaşmanın favorisini Mustafa Denizli olsan da söyleyemezsin ya da başka bir teknik direktör de söyleyemez. Bu karşılaşmanın favorisi hakikaten yok. Favori büyük bir ihtimalle takımlarına destek veren taraftarlar olacaktır.
Takımlar tedbirli olmak zorundadırlar
İki takım da avantajlarını 1 günlük değerlendirirseler çok doğru bir karar vermezler. Bu karşılaşmanın sadece bu Pazar gününü değil bundan sonraki pazarları da etkileyeceğini çok iyi bilmeliler. Bu maç iki amaçlı bir maç herkes burada tek amaçlı maç üstüne konuşuyor. Bu maç tek amaçlı bir maç değil iki amaçlı bir karşılaşma. Bu iki amaçtan bir tanesini mutlaka bir taraf kaybedebilir. Bunlar nedir? Biri Şampiyonluk biri de Şampiyonlar Ligi. Şimdi Şampiyonlar Ligi Türkiye’nin şampiyonluk kazanıldıktan sonra daha fazla üzerinde durulan bir konu. Yani Şampiyonluk kazanılır bir gün kutlanır ve ikinci ay unutulur ama şampiyonlar ligi bir seneyi kapsayacak bir hadisedir. Burada bir tanesinin mağlubiyeti arkadan iyi gelecek bir Sivas’la yer değiştirmesi demektir bu hafta. Sivas kazanıp bir tanesi kaybederse bundan sonra Şampiyonlar ligi avantajı Sivas takımına geçer. Ama beraberlik iki takımında Şampiyonlar ligi ümidini devam ettiriyor. O yüzden uzun vadeli düşündüğünüz zaman takımlar tedbirli oynamak zorundalar. Zaten iki takımında kulübesine baktığınız zaman tedbiri elden bırakmayan kulübelere sahipler.
Kazanan şampiyon olur mu?
Kazanan takım şampiyon olur.
Derbiler farklılıkların yaşandığı maçlardır
Ben Zico’nun bu tip maçlarda pek farklılık gösterdiğini hiç görmedim. Derbiler ve Avrupa kupası karşılaşmalarında özellikle ya turu ya şampiyonluğu getirecek maçlarda mutlaka yenilik olması lazım. Rakibi, senin bilinen sistemin üzerine, bilinen adamların üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı hep oynadığın düzenden biraz farklı karşılaman lazım. Fenerbahçe’yi yoldaki çocuğa da sorsan hem oyun şeklini hem de futbolcularını biliyor. Bunun önlemi daha kolay olur. Bir farklılık olur G.Saray’a hücumda nasıl bir farklılık yaratabilirsin? Adam mı değiştirerek, oyun şeklini mi değiştirerek? Ama bunları yapmıyorlar. Bir takım rakibinden olağanüstü derecede güçlüyse çok fazla bir değişim göstermeye gerek yok ama Fenerbahçe ve Galatasaray arasında bu kadar bir uçurum yok. Bu dediklerim Galatasaray için de geçerli. Onlar da hazırlıklarını bu şekilde yapıyorlar. Bu tip maçlarda farklılıklardır neticeyi değiştirecek olan. Ben iki takımın başında da bu tip maçlara çıktım ve hiçbir zaman beklenen bir sistemle karşılarına çıkmadım. Derbiler farklılıkların yaşandığı karşılaşmalardır.
Galatasaray tek forvet oynamıyor
Türkiye’de bu maçları takip edenler ona tek santrafor diyorlar. G.Saray, Hakan, Ümit veya Nonda, Ümit’le oynadığı zaman dört hücumcu ile oynuyor. Tek santrafor oynadığı zaman üç hücumcu ile oynuyor. G.Saray’ın Türkiye’de tek santrafor ile oynadığını hangi aklı evvel söylüyor bunu anlamak mümkün değil. Kendi yarı sahasına doksan dakika da dokuz defa giren bir Lincoln bir hücumcu değil de defansif bir orta saha görüntüsü mü veriyor? Hayır, tam tersi. Bir hücumcu görüntüsü veriyor. Arda mesela ona yakın. İBB maçında G.Saray tek forvet oynamadı üçlü bir hücumla oynadı ama biz tek Ümit yada Hakan’ı görünce tek hücumcu diyoruz, değil. G.Saray böyle oynamak mecburiyetinde onun dışında bu riski göze alamaz.
Semih zor zamanların futbolcusu
Ben bu tip maçlara bin kere çıksam bininde de Selçuk’la başlarım. Şimdi Kezman’la Semih hep kıyaslanıyorlar ama esasında bir birleri ile kıyaslanmayacak kadar farklı hücumcular bunlar. Semih şuanda Türkiye’nin gol yollarına en iyi giren futbolcusu yani Fenerbahçe hücumunda Semih önemli bir silah ama derbi maçlarında ve takım mücadelesinde Kezman çok daha önemli bir silah. Tercih ne olacak? Burada tercih büyük ihtimalle Kezman olacaktır çünkü Fenerbahçe bu maça iki tane sonuçla yoluna devam edebilecek şekilde ayrılmayı bekliyor, galibiyet ve beraberlik. Fenerbahçe’nin yoluna devam etmesi demek bu anlayış ile baktığın zaman daha yakın görünen isim Kezman. Semih, Fenerbahçe’nin zor günlerinde ve zor anlarında sahne alan bir futbolcu ve çok güvenilerek sahne alan bir futbolcu. Şimdi böyle bir kozu bir teknik adamın hem kendi açısından hem kullandığı futbolcu açısından heba etmemesi gerekir. Onun için Semih’le başlaması çok uzak bir ihtimal ve başlamayacaktır. Bugün bakıyorum birçok arkadaş Semih’le başlamalı diye yazıyor ama o işte sadece yüzeysel bir düşüncenin ürünüdür. Derinsel düşüncede derbiye Semih’le başlanmaz.
Galatasaray Nonda ile mi yoksa Hakan Şükür ile mi başlamalı?
G.Saray, sadece Nonda ile başlarsa ofansif bir orta saha ile başlamış olur. Hakan Şükür ile başlarsa bir hedef forvet ile başlamış olur. Hakan ile başlayacaktır.
Alex ve Lincoln u kıyaslarmısınız? Eğer Mustafa Denizli bir takım çalıştırıyor olsaydı iki futbolcudan hangisini tercih ederdiniz?
Oluşmamış bir kadrolarda bir tercih de bulunursak bunların tek başına transferi önemli değil. Alex ve Lıncoln çok önemli futbolcular ama bunlar çevrelerini büyüten ve çevreleri ile büyüyen futbolcular. Bunların çevresinde kimler var buna bakarsın. İkisi de zaman zaman kanatları kullanıyor, farklı kullanıyorlar. Lincoln hareketli kullanıyor, Alex duran topla da kullanıyor. Alex kanatları oyun içerisinde çok fazla kullanan bir oyuncu değil ama kanatlardan etkili kullandığı frikik ve korner atışları var. Taş yerinde ağırdır. Alex, Fenerbahçe ile uyum sağlamış. Lincoln’de Galatasaray’da bu süreci hem yaşıyor hem sağlamaya çalışıyor dolayısı ile ben böyle bir tercih şuan yapamam. Şuanda uyumu daha fazla gözüken Alex’dir. O da Fenerbahçe kadrosunda sürekliliğin getirdiği bir avantajdır. Ben transferde ikisi adına tek başına karar veremem benim için çevreleri çok önemlidir.
Galatasaray ın bu karşılaşmaya Feldkampsız çıkması bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı?
Şimdi bir şeyi çok iyi değerlendirmek lazım. Feldkamp’ın olmadığı kulübelerle G.Saray’ın maç kazanmasıyla kulübede sürekliliği olan bir teknik adamın bulunmasıyla devam edilen maçların farklılığı Türkiye’de çok iyi algılanmıyor. Yeni bir tartışmayı G.Saray’ın pozisyonu ortaya çıkartabilir mi? Bu maçlarda G.Saray’ın başında teknik direktörü yoktu ama G.Saray şampiyon oldu. Şimdi Dünya’nın bazı ülkelerinde zaman zaman bu tip olaylar gözükmüştür. G.Saray’ın kulübesi bu durumda şampiyon olursa yeni bir soru işareti getirir ortaya, bu kulübe ile devam eder mi G.Saray? Örnekleri yok mu? Var. Real Madrid’de Del Bosgue geçici bir süre için boşluktan yararlandı ve ondan sonra Real Madrid’in başında kaldı ve devam etti. G.Saray’ın başındaki kadro için şuan böyle bir şey olabilir mi? G.Saray’ın şampiyonluğu durumunda bu soru da gündeme gelecektir.
Büyük takımların kulübesinde kimlerin oturduğu hakikaten çok önemlidir. Bu bir süreç işidir. Kısa dönemli süreçlerde büyük takımların yönetilmesiyle haftalık geçici yönetimler arasında çok büyük farklar vardır. Onun için G.Saray’ın futbol kadrosu ile uyum sağlayan bir Feldkamp olsaydı farklı olurdu. Ama Feldkamp’ın gidiş nedenlerinden bir tanesi de bu kadro ile olan uyumsuzluğu ve bir birlerine olan güven yitirmesidir. Dolayısıyla bu bir avantaj olurdu demem bu tablo içinde mümkün değil.
Galatasaray Arda dan yetir kadar faydalanıyor mu?
Bu tek taraflı değil sadece G.Saray, Arda’nın yeteneklerinden faydalanmıyor değil. Arda da kendi yeteneklerinden faydalanmıyor. Büyük futbolcu üstün yetenekli futbolcu zaman zaman farklılığını yani planlanmışın dışında farklılığını ortaya koyarsa büyük futbolcu olur. Bir futbolcudan Arda gibi önemli yüksek kaliteli yani bireysel yetenekleri yüksel olan futbolcu. Yani nedir? Bu rahatlıkla rakibini ekarte edebiliyor ceza alanı çevresinden topu istediği noktaya gönderebiliyor. Üçüncüsü, bunları yapmıyorsa direk vuruşu kendisi yapıyor. Bir hücum futbolcusunda aranan tüm özellikler Arda’da var. Arda çok süratli değil topu çok iyi kullanması kendisine büyük avantaj sağlıyor. Arda’dan G.Saray bence şöyle yararlanmıyor; G.Saray, Arda da riski taşımıyor. Arda’da riski taşısa rakip kaleye en yakın pozisyonda kullanır ve hücumun her bölgesinde kullanabilir. Ama Arda oyun sahasını genişleterek kendiside bireysel olarak ona katkıda bulunuyor. Eğer kulübeden bu talimatı alıyorsa bu Arda’dan tam istifade etmeme düşüncesidir. Arda kendi koşu yollarını biraz da kendi tayin ediyorsa o zaman kendini iyi değerlendirmiyor demektir.
Bu karşılaşmada kilit oyuncu kim olur?
Kilit oyuncu öyle enteresan bir soru ki. Mesela ben Dünya kupası finalini yorumlamıştım Berlin’de. Fransa, İtalya maçında maç başlarken maçı anlatan arkadaşım bu soruyu sormuştu bana, tek cevap vermiştim. Normalde bir insanın en son söyleyeceği isim Materrazi demiştim. Öyle maçlar ki bunlar Materrazi sadece maçı değil Dünya’yı etkiledi yedirdiği golle, attığı golle, attırdığı futbolcu ile. Maçın çok önüne geçti. Burada Lugano olabilir, Servet olabilir. Aşağı yukarı görüntü itibari ile oyunun belirli dönemlerinde gole en yakın futbolcular olarak bunlar öne çıkıyor. Ama her şeye rağmen iki takımın oyun yapısına baktığın zaman Alex ve G.Saray’da bu karşılaşmada görev verirlerse Ayhan bu maçın sürpriz oyuncuları olabilir.
İki takımın başında da derbi maçlara çıktınız. Sizin unutamadığınız maç hangisi?
Benim için G.Saray’ın başındayken ve F.Bahçe’nin başındayken çıktığınım hiçbir maç unutulmaz. Toplumunda unutamadığı maçlar vardır bunlardan mesela G.Saray’ın başındayken oynadığımız çeyrek final kupa maçı vardı 3-0’dan 4-3 biten. F.Bahçe’nin başındayken de oynadığımız bir 4-4’lük kupa maçı var. Mesela bu maç futbol keyfinin Türkiye’de bana göre bir derbide en üst düzeyi çıktığı maç oldu. Sekiz tane gol, on sekiz tane kaçan ve kurtarılan gol, kaçan penaltı ve penaltılar. Bir futbol taraftarı bir futbolsever bundan daha başka ne isteyebilir? Ama şartlar ne olursa olsun bir taraf üzgün çıkıyor. G.Saray’ın başındayken 85 dakika 10 kişi oynadığım bir F.Bahçe maçı var benim antrenörlüğümün de ilk yılları olduğu için unutamadığım bir maçtır. 85 dakika on kişi oynayıp kazandığımız bir maçtır 2-1. Bir de şampiyon olurken G.Saray’ı 2-1 yendiğimiz maç vardır ama o dört dörtlük maçtaki futbol keyfi hakikaten inanılmaz bir şeydi. Heyecanıyla doksan dakika boyunca defalarca sevinen tarafın değiştiği bir maç oluyor. Bir de üzerine penaltılar her penaltıda sevinen üzülen var. Yani o çok keyifli bir maçtı benim için unutulmayan maçlardan birisiydi.
ALİ SAMİ YEN’DEKİ SEYİRCİ FENERBAHÇE’Lİ FUTBOLCULARI ETKİLER Mİ?
İki takımın arasındaki son on yılı ele alacak olursak G.Saraylı futbolcuların Kadıköy’de daha fazla olumsuz etkilendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Fenerbahçe’nin görüntüsü biraz daha tecrübeli. Zaten kadro itibariyle de hem yaş olarak hem de ulusal ve uluslar arası tecrübe olarak da Fenerbahçe biraz daha avantajlı. Ama her şeye rağmen etkilenmezler demek mümkün değil.
SEMİH BU PERFORMANSLA 2008 AVRUPA ŞAMPİYONASINDA OLMALI MI?
Ben tahmin etmiyorum. Semih’in finallerde görev alacağını ama kısa süreler ve zor dönemler için kullanılmalı mı? Evet kullanılmalı.
UĞUR BORAL’IN TOPLA FAZLA OYNADIĞINI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
Uğur Boral topla mecburiyetten fazla oynuyor. Çevre kontrolünü çok fazla yapamıyor Uğur. İyi yeteneklerinin yanında çevre kontrolünü çok iyi yapamaması onun topu kime oynayacağını bulana kadar topu çıkarmamasına neden oluyor bu da mecburen onun topla fazla oynaması demek.
FENERBAHÇE SON BAŞARILARI İLE GALATASARAY’I GEÇTİ Mİ?
Son dört beş yıllık periyodu alırsak öyle bir görüntü var. Ama genel görüntü içinde daha geçemedi, geçemez. Avrupa’da iki tane önemli kupa vardır biri Şampiyonlar Ligi kupası diğeri de UEFA kupası. UEFA kupasına da Şampiyonlar Ligi’nde devam edemeyen kulüpler de katılıyor. Şimdi bu ligin bir tanesinde dört takımdan biri olmuş bir G.Saray var diğerinde de şampiyon olmuş. Şimdi bu tablo bu kadar açıkken Fenerbahçe’yi genel çerçevede G.Saray’ın önünde göstermek mümkün değil ama son senelerdeki durumu göz önüne alırsak rahatlıkla Fenerbahçe üstündür diye biliriz.
FENERBAHÇE SAĞ BEKE BİR OYUNCU ALSA VE GÖKHAN GÖNÜL’Ü ONUN ÜNÜNDE KULLANSA DAHA FAZDALI OLURMU? Bunu Türkiye’de tek ön plana çıkartan insan benim. Roma’daki Manchini için de ben bunu söyledim. Sağ kanatta bek olarak oynarken bunun çok iyi bir hücumcu olabileceğini söylemiştim bir futbol sever olarak. Evet Gökhan buna yakın bir futbolcu. Ne kadar defansif aksiyonları başarılı olursa bence onun bazındaki yetenekler hücumda daha etkin olabileceği çağrışımı yapıyor. Hem çabukluğu ile hem atacağı şutlar ile hem de yapacağı asistler ile başarılı olabileceğini düşünüyorum.
FENERBAHÇE BU KARŞILAŞMADA ÖNE GEÇERSE GEÇEN SENE YAŞANAN TRİBÜN OLAYLARI TEKRAR YAŞANIR MI?
Türkiye’de hakikaten gözle görülür daha olgunluğu yaşayan bir tribün profili ortaya çıktı. Bu profil böyle bir tabloda devam eder mi? Ağırlıklı olarak devam edebilir. Sadece geçtiğimiz yıllardaki, özellikle Fenerbahçe’nin öne geçtiği bir maçta bu tip bir olay süreklilik kazandı. Belki kısa süreli bir protesto olabilir ama ben bunun çok uzun süreli bir protesto olacağı kanaatinde değilim. Çünkü aklıselimin artık tribünlerde daha bir ağırlık kazandığını söyleyebiliriz. VOLKAN’DA BU SENE BİR ÇIKIŞ OLDUĞUNA KATILIYORMUSUNUZ?
Mustafa DENİZLİ: Evet Volkan ikinci dönemde bir çıkış yakalamıştır.
SİVAS’IN ŞAMPİYONLUK ŞANSINI NASIL EĞERLENDİRİYORSUNUZ? SİZE GÖRE ANADOLU’DAN ŞAMPİYON ÇIKAR MI?
Bu tablo Sivas’ın şampiyonluğuna belki uzak bir tablo ama bir tanesinin kaybetmesi halinde Sivas’ın şampiyonlar ligine gitmesine çok yakın bir tablo. Sivas’ın şampiyon olması için Fenerbahçe’nin asgari beş puan kaybetmesi lazım o yüzen uzak bir ihtimal diye düşünüyorum.
HOCAM YABANCI SINIRLAMASINA KARŞI MISINIZ?
Kötü bir sistem artılı sistemlerin takımlara hiçbir katkısı yok tam tersi zararı var nasıl zararı var artılı sistem sorunlu adam sayısını çoğaltan bir sistemdir. Yani bir takımda sekiz tane yabancıdan altı tanesi görev yapıyorsa burada sekiz tane sorunlu adam vardır. Bir teknik adamın çalışmalarını en olumsuz etkileyen sistemi hala gündemde ve yürürlükte tutuyoruz. Kulübelere bakıyorsunuz yabancı mezarlığı gibi. Yani sayı kısıtlı iken bunları bu kadar kötü kullanıyorsanız bu sınırsız olursa nasıl kullanılır bunu düşünmek lazım.
Hangi takım bütün yabancılarını birden sahaya sürebiliyor?
SİZ TEKNİK DİREKTÖRLÜK YAPARKEN YABANCI KULLANIMLARINDA HEP NOKTA ATIŞI YAPTINIZ ŞUANDA KULÜPLERİMİZE BAKTIĞIMIZDA SON DERECE YANLIŞ TRANSFERLER YAPILIYOR BUNUN SEBEBİNİ NEYE BAĞLIYORSUNUZ?
Mustafa DENİZLİ: Biraz evvel bir soru sormuştunuz, Alex ve Lincoln ile ilgili evet bireysel olarak bir yıldız transfer edilebilir edilmesi de gayet doğaldır ama yıldızın çevresi önemlidir. Bir takım kendi yıldızını mutlaka bulmak ve yaratmak mecburiyetindedir. Bizde korkuyorlar. Ben başında bulunduğum takımda açık açık kamuoyuna da takıma da bu takımın yıldızı budur mesajını veririm. Bu mesajı verirsin ama yıldızında bu mesajı alması gerekir. Sen yıldızsın ama kendini farklı konumda hissetme lüksün yoktur. Takım yıldızlarla büyür. Takımın yıldızlarla kazancı atar. Oynadığı futbol güzelleşir. Ama herkesi yıldız seviyesine koyduğun zaman orada yıldız da kalmaz takım da kalmaz. İşte bu yüzden yıldızlığını yaşayacak olan futbolcunun çevresi çok önemlidir. Bir takımda beş tane yıldız olmaz. Yetenekli futbolcuları olabilir ama yıldız futbolcu demek çok farklı bir şeydir. Yıldızı herkesin kabullenmesi lazım takım arkadaşlarının başta. O zaman nokta atışı yıldızı seçerken değil nokta takımı seçerken seçeceğin yıldız için önemlidir. Tek başına bir yıldız, yıldız değildir. Takımın içindeki yıldız bir yıldızdır. Ben bu tip transferler yapmaya çalıştım hep. Lincoln buraya gelirken bir yıldız değimliydi? Ama hala takımla beraber büyüyen bir yıldız olma yolunu yakalayamadı henüz.
GENÇ TEKNİK DİREKTÖRLERDEN BEĞENDİNİZ VAR MI?
Benim beğenip beğenmemem diye bir şey söz konusu değildir. Eğer teknik adamlar genç yaşlarda bir yerlere geldiyseler hepsi değerlidir. Fakat onları kıyaslama şansım bir eşitlik çerçevesinden olmuyor. Bugün Dünya’nın en iyi teknik direktörü belki takım çalıştırmayan birisidir. Şimdi “bu genç teknik direktörlerin hangisi daha başarılıdır?” dediğiniz zaman eşit şartlarda yarışanlardan bahsettiğin anda bunu söyleyebiliriz. Üç tane takım Türkiye’de farklı konumda şimdi bizim bu üç tane genç teknik adamımız bu takımların başında olsa idi aşağı yukarı eşit şartlarda yarışma şansları olacaktı ve o zaman onların arasındaki farkı ortaya koyabilirdik. Böyle bir kıstas yok ama eşit şartlarda yarışanlar içerisinde Bülent Uygun bu sene ön plana çıktı. Teknik adamlık sezonluk veya birkaç sezonluk bir olay değildir. Teknik adamlık dünyanın neresine bakarsanız bakın asgari yedi sekiz sene o çizginin çevresinde dolaşanlar iyi teknik adamlardır. Bazen bir adım öne çıkar bazen de iki adım geriye düşer ama o bir çizgi yakalar bu çizgiyi de öyle altı aylık ya da bir senelik performanslar ortaya koymaz. Onun için mutlaka hepsi çok değerli pırıl pırıllar ama mesela toplum ilişkilerinde ve bir maç sonrasında beyanatlarını ben zaman zaman doğru bulmuyorum. Teknik adam dediğin önce kendini doğru yöneten insandır. Kendini doğru yönettiği zaman çevresini doğru yönetir.
TEKNİK DİREKTÖRLÜĞÜ BIRAKTINIZ MI?
Hayır teknik direktörlüğü bırakmadım. Bu sene neden çalışmadığımı benim yakın çevrem gayet iyi biliyor. Teknik direktörlüğü bıraksam bunu zaten açıklarım. Antrenörlük yaşamım boyunca en fazla teklifi de bu sene aldım. Yurt içinden ve yurt dışından. Benim çalışma durumumu bilen insanlar vardır. Ben zaman zaman böyle sıra dışı kararlar alıp öyle çalışan bir insanım. Hangi takımın ne kadar büyük ya da nerede olduğu çok önemli değil. Benim kafama yatıyorsa evet dediğim takımlar vardır. Mayıs ayının başında ya da ortasında bunun açıklamasını yapacağım. Önümüzdeki sene çok anormallik olmazla aile ve çevremde evet bir takımda çalışacağım. AVRUPA ŞAMPİYONASINI DEĞERLENDİRECEK OLURSAK GRUBUMUZU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Bizim üçüncü katıldığımız bir şampiyona bu gruba baktığınız zaman benim kafamda iki tane takım ön plana çıkıyor. Bunlardan bir tanesi Portekiz bir tanesi de biz arkadan da Çek Cumhuriyeti ve İsviçre geliyor. Bu grupta Portekiz’in çok farklı bir konumu var. Portekiz bu turnuvaya gelirken kadrosunda bulundurduğu futbolcuları sezon itibari ile en büyük tatminleri yaşamış futbolcular olacak bunların başında da Ronaldo geliyor. Büyük bir ihtimalle İngiltere ligi şampiyonu olacaklar İngiltere tarihinde beklide bir daha ulaşılamayacak bir şekilde gol kralı olacak. Muhtemelen de Şampiyonlar ligini de kazanacak. Bu kadar doyumluluktan sonra buraya gelecek olan futbolcuların kadrolarında başarılı olma şansları çok uzak. Portekiz takımının kadrosunda bir tane sorunlu futbolcu var o da Deco. Şuan da Barcelona’da mutsuz. Onun çıkış arayacağı tek yer Avrupa futbol finalleri. Bir de Quaresma diye bir futbolcu var. Ronaldo ile inanılmaz bir çekişme içinde. Bunlar Portekiz futboluna genç iki tane yıldız adayı olarak gelmişlerdi. Ama Quaresma, Ronaldo’nun çok gerisinde kaldı. Eğer Quaresma da Ronaldo çizgisine bu Avrupa şampiyonasında ulaşmayı isterse bu gruptan Portekiz çıkamayabilir. Portekiz gel-gitleri çok fazla olan bir takım. İsviçre’nin bu takımlar arasında çok fazla şansı yok belki dışarıdan kağıt üzerinde var gibi gözüküyor. Seyirci avantajı İsviçre’de ne kadar olabilir? Benim kafamdaki Türkiye ve arkasında sorunlu Portekiz ve başka sorunlu olan Çek Cumhuriyeti. Ben biz çıkarız diye düşünüyorum ama tabiî ki çıktığın anda bir evvelki turnuvada yakaladığın çizgiye geliyorsun. Ben kafa olarak hazır bir Milli takımın bir üst tura çıkacağına inanıyorum. Kaynak: Maraton
Kaynak : internetspor
Sonraki Haber: Malatya da durum değerlendirmesi
Önceki Haber: Hentbolde nefesler tutuldu




